Kalede Bekleyenler Nedir?

Futbolun geneli konumuz, ama KALECİLER öncelikli ! Bu sebeple de blogun ismi “Kalede Bekleyenler”.

Futbolun tarihine gidiyoruz, ancak güncele de yer var. Futbolun tarihine ve güncele bakarken dönüşümüne de değiniyoruz.

Borsada değil, arsada oynanan futbol ruhunu seviyoruz.

Blogda yer alan hikayeler:

  • İngiltere Ligleri başta olmak üzere bütün dünyada lig ve kupaların tarihi!
  • Türkiye’de futbolun tarihi!
  • Dünya Kupalarının ve Avrupa Şampiyonalarının hikayeleri!
  • Avrupa Kupalarının hikayeleri!
  • Kupaların müthiş kalecilerinin hayatları!
  • Dünyadan IFFHS’in seçtiği efsane eski kalecilerin hikayeleri!
  • Türkiye’den eski yerli ve yabancı kalecilerin hikayeleri!
  • Beş büyük lig ve Türkiye ligi detay analizleri!
  • Beş büyük lig ve Türkiye ligi güncel kalecilerinin kısa tanıtımları!
  • Bilim adamı, edebiyatçı ve müzisyen futbolcular! Yani fantastik futbolcular!
  • Kitap dünyasında ve sinemada futbol!
  • Kaptan Tsubasa!
  • Çocuklar ve gençlerde futbol! Yani altyapıların büyük turnuvaları!
  • Kadınlar futbolu!
  • Ünlülerin bazı futbol yardım organizasyonları!
  • Socrates gibi dergilerden yazılar yani çeşitli linkler

Bunların hepsine menüden ulaşabilirsiniz…

***

Nabokov Kaleciler İçin Ne Demiş?

Blogda Fantastik Futbolcular bölümünde hikayesi yer alan kendisi de kalecilik yapmış olan ünlü yazar Vladimir Nabokov kalecilik için ne demiş? “Kaleci yalnız bir kartal, esrarengiz adam, son kurtarıcıdır. Kalenin önünde, parmaklarının ucuyla bir saldırıyı yıldırım gibi defetmek için gösterişli bir dalış yaptığında, bu anı yakalamak isteyen fotoğrafçılar saygıyla diz çöker”. 

***

Bu blog, ceza sahasında yaşayan ve kaleyi bekleyenlerin hikayesi…

Bu blog, üç direk arasında uçmayı başaran büyük kalecilerin dünyamda yarattıklarının hikayesi…

Ve futbolun ve özellikle kaleciliğin renkli dünyası ile yani diğer kupalar, kaleciler, ünlü kişiler, kitaplar, filmlerle devam edecek… 

***

Galeano Kaleciler İçin Ne Demiş?

Futbol ve Kitap Bölümü’nde değerlendirmesi olan Uruguaylı gazeteci Eduardo Galeano’nun Gölgede ve Güneşte Futbol” isimli eserinde kaleci için şöyle deniyor:

“Ona file bekçisi denildiği de olur. Aslında kader kurbanı, mahkûm ya da şamar oğlanı da denilebilirdi. Onun bastığı yerde bir daha çim çıkmadığı söylenir. O yapayalnızdır. Oyunu hep uzaktan izler. Hedef mekândan ayrılmaksızın üç direğin arasında idamını bekler. Eskiden hakem gibi, siyahlara bürünürlerdi. Artık hakemler kara karga kıyafetiyle çıkmıyorlar sahaya, kaleciler de renkli fantezilerle süslüyorlar yalnızlıklarını. Öbür futbolcular bir ya da birkaç kez affedilmez hata yapabilirler; ama her zaman milimetrik bir pasla, güzel bir çalımla ya da isabetli bir şutla kendilerini affettirebilirler. Onun böyle bir olanağı yoktur. Seyirci kaleciyi affetmez. Yanlış mı çıktı? Bacak arası mı yedi? Top elinden mi kaydı? Çelik parmaklar pamuğa mı dönüştü? Kaleci bir tek hatasıyla bir maçı mahvedebilir, bir şampiyona onun bir yanlışıyla kaybedilebilir. İşte o zaman seyirci kitlesi onun tüm başarılarını bir anda unutuverir ve onu günah keçisi olarak ilan eder. Kara talihi ömrünün sonuna dek onu terk etmeyecektir.”

***

Ben bunun neresindeyim?

Ben çocukluğumdan itibaren hep futbolun peşinde oldum, toprak sahalardan bu yana… Özellikle de ceza sahasındaki yalnız adamların… Oyundan keyif almaya çalıştım ve tabii elimden geldiği kadar bütün kalecilerden bağımsız, taraf tutmadan düz koşu yapmaya…

Hep merak ettim:

Acaba kalecilerin yaşadıkları o saha, gerçekten bir ceza sahası mı yoksa kalecilerin bir özgürlük alanı mıydı?

  • Bazı kaleciler panter miydi yoksa artist mi?
  • Kalecinin irisi mi makbuldü yoksa çevik olanı mı?
  • Kaleciler biraz deli miydi?
  • Bütün kaleciler yıllanıyor muydu?
  • Kazağın rengi ne kadar önemliydi?
  • Yoksa bütün bunların hepsi mi?

Üç direk arasındaki o adamlar uçtuğunda ben de uçtuğumu hissettim!

 

Keyifli okumalar!