İçeriğe geç

1920’lerden 1950’lere

1.El Divino – Ricardo Zamora

1901 yılında Barcelona’da dünyaya gelmiş Katalan bir kaleci olan Ricardo Zamora futbola Universitari CD’de başlamıştı. 15 yaşında Espanol takımına geçen Zamora buradaki ilk döneminde üç sezon geçirip Barcelona’ya geçecekti. Orada da üç yıl oynadıktan sonra tekrar Espanol’a dönen Zamora sekiz yıl daha Espanol kalesinde oynayacaktı. İki kulüp arasında paylaşılamayan bir oyuncuydu ve bu kulüplerde geçirdiği 14 yılda birçok Katalonya şampiyonluğu yaşamıştı. Zamora’nın Barcelona değil de Espanol’u tercih etmesinin en önemli sebeplerinden birisi Katalan değil de İspanyol yanlısı düşüncelere sahip olmasıydı. Doğal olarak Barcelona taraftarları tarafından pek sevgi dolu karşılanmamıştı.

1930 yılında Real Madrid macerası başlayan Zamora, 6 yıl da bu kulüp için mücadele vermiş ve İspanya şampiyonlukları kazanmıştı. Döneminde kıta Avrupasında en çok kazanan oyuncu olarak bilinen ve bir sezon da Fransa’da Nice forması giydikten sonra futbola veda eden Zamora 46 kez İspanya milli takımının, 13 kez de Katalonya karmasının formasını giymişti. Ticari zekası da çok geliştiği söylenen efsane kaleci, bir başka efsane kaleci Jose Angel Iribar sahneye çıkıncaya kadar milli formayı en çok giyen oyuncuydu.

Zamora Nasıl Bir Kaleciydi?

1978 yılında hayata veda eden ve El Divino (İlahi) takma adı verilen Zamora, bir şapka ve beyaz bir polo kazak giyerdi ve buna sebep olarak bu kıyafetlerin onu güneşten koruduğunu  ifade ederdi. İlahi denmesinin sebebi oyuna ilahi bir müdahalesinin olduğuna inanılmasıydı. Atletik, hızlı reaksiyonları olan, şutları karşılama yeteneği üst düzey olan ve cesur bir kaleci olarak biliniyordu. Döneminin en iyi kalecileri arasında gösterilen Ricardo Zamora 1999 yılında IFFHS yani International Federation of Football History & Statistics (Uluslararası Futbol Tarihi ve İstatistik Federasyonu) tarafından 20.yüzyılın en iyi beşinci kalecisi seçilmişti. 1958’den beri Marca gazetesi kendi adına ligin en az gol yeme ortalamasına sahip kalecilerine Ricardo Zamora Ödülünü vermektedir.

 

Bir kalecinin bu ödüle hak kazanabilmesi için, ligde en az 28 karşılaşmada oynamış olması ve bir karşılaşmının bu hesaplamaya dahil edilebilmesi için de kalecinin en az 60 dakika sahada kalması gerekmektedir. Hesaplama yapılırken kalecinin 60 dakikadan az kalede kaldığında yediği goller de dahil olmak üzere bütün gollerin sayılan karşılaşma adedine bölünmesiyle ortaya çıkmaktadır. Ondalık kısımda da aynı oranda olan kaleciler olursa her birine bu ödül verilmektedir. Tahmin edileceği üzere üç sezondur bu ödülü Jan Oblak kazanmıştır.

***

2.Gianpiero Combi

1902 yılında Torino’da dünyaya gelmiş olan Gianpiero Combi 1930.ların en birkaç kalecisinden birisi olarak gösteriliyordu. Bütün kariyerini Juventus’ta geçirmiş olan İtalyan kaleci IFFHS yani International Federation of Football History & Statistics (Uluslararası Futbol Tarihi ve İstatistik Federasyonu) tarafından 20.yüzyılın en iyi ikinci İtalyan kalecisi seçilmişti ki birincisi de Dino Zoff’tu.

Juventus genç takımında başladığı kariyerindeki ilk profesyonel karşılaşması 1922 yılında Milan karşısındaydı. 13 sezonda 351 kez formasını giyeceği Juventus ile beş şampiyonluk yaşayacaktı ki bunların 1930-34 arasında olan 4 tanesi üst üste gerçekleşmişti.  Juventus ile ayrıca 2 kez Uluslararası Orta Avrupa Kupası’nı kazanmıştı. Bu kupa da dahil oynadığı 370 karşılaşma uzun yıllar Juventus için en fazla oynayan kaleci rekoru olmuştu. Rekor Dino Zoff tarafından kırılmıştı ki şu an Gianliugi Buffon’dadır. Combi’yi geçen bir diğer kaleci de Stefano Tacconi’dir.

Combi ve Dünya Kupası

İlk milli karşılaşmasına 21 yaşındayken Macaristan karşısında çıkan Combi, İtalya milli takımı ile 1928 Olimpiyat Oyunlarında bronz madalya kazanırken bu madalya İtalya’nın uluslarası ilk başarısıydı. Juventus’tan takım arkadaşları olan savunma oyuncuları Virginio Rosetta ve Umberto Caligaris yıllarca milli takımda da adeta bir duvar kuran Combi ile İtalya 1934 Dünya Kupasında beklenen başarının elde edilmesinde büyük pay sahibiydi. Combi artık 31 yaşındaydı ve onun için de önemli bir fırsattı. İlk karşılaşmada Amerika Birleşik Devletlerine karşı farklı kazanan İtalyanlar ikinci karşılaşmada İspanya ile uzatmada da 1-1 berabere kalınca o zamanki statü gereği ikinci karşılaşma oynanmıştı. Meazza’nın golüyle 1-0 kazanan İtalya yarı finalde Avusturya ile karşılaşmıştı. Dört ay önce Torino’da 4-2 yenildikleri Harika Takım denilen bu takıma karşı 1-0 kazanarak finale yükselen İtalyanların rakibi Çekoslovakya olmuştu. Normal süresi 1-1 biten karşılaşmad uzatmalarda kazanan İtalya böylece şampiyonluğa ulaşmıştı. Kaptan Gianpiero Combi 510 dakikada sadece 3 gol yerken şampiyonluk kupasını Benito Mussolini’nin elinden almıştı. İtalyan oyuncuların kendi mücadeleleri bir yana ama bu kupa ve takip eden kupada Mussolini’nin müdahaleleri olduğu günümüzde bile hala konuşulmaktadır.

Combi (solda), Zamora (sağda) ile bir karşılaşma öncesinde.

Combi’nin çok akıllı olduğu büyüleyici bir tarzı olduğu söylenir. Mükemmel tekniği ile şutları durdurma yeteneği çok yüksek olan ünlü kalecinin yakın zamanda ancak Buffon tarafından kırılabilmiş olan 934 dakika ile İtalya Liginin en uzun süre gol yememe rekoru bulunmaktadır.

***

3.The Cat of Prague – František Plánička

Siyah Beyaz Dönemlerde üçüncü kalecimiz olan Çekoslovak František Plánička 1904 yılında Prag’da dünyaya geldi.

Plánička, kariyerinin tamamının doğduğu şehir olan Prag’da geçirdi. Kariyerinin başlangıcında, Plánička Slovan Praha VII, Union VII, Staroměstský SK Olympia ve SK Bubeneč kulüpleri için oynadıktan sonra 1923’ten 1938’e kadar aralıksız olarak Slavia Prag’da oynadı.

1934 Dünya Kupası

Plánička, 73 kez Çekoslovakya milli takımının kalesinde yer almıştı ve bu, o dönem için bir dünya rekoruydu. Çekoslovakya’nın 1934 Dünya Kupası’na katılırken Plánička takım kaptanıydı. Birinci turda Romanya ve çeyrek finalde İsviçre’yi yenmişler; yarı finalde de Almanlar 3-1 ile geçmişlerdi.  Çekoslovakya, finalde bir başka büyük kaleci Giampiero Combi’ye de sahip olan İtalya’ya karşı oynamıştı. Çekler, Antonin Puč’in golüyle 71’inci dakikada öne geçti, ancak on dakika sonra Raimundo Orsi’nin golüyle karşılaşma uzatmalara gitmiş ve Angelo Schiavio’nun golüyle ev sahibi İtalyanlar zafere ulaşmıştı.

Combi (solda), Plánička (sağda) ile bir karşılaşma öncesinde.

1938 Dünya Kupası

1938’de Nazi Almanyası Çekoslovakya’yı işgal ederken, Plánička ile Çekler tekrar Dünya Kupası’ndaydılar. İlk turda, üç golle Hollanda’yı 3-0 geçmişler ve ikinci turda tarihe  “Kupa Savaşı” olarak geçen Dünya Kupası tarihindeki en şiddetli maçlardan birisini oynadıkları Brezilya ile karşılaşmışlardı. Bir Çek ve iki Brezilyalı oyundan atılırken iki takımın oyuncuları ciddi yaralanmalar yaşamıştı. Plánička bir çarpışma sonrası kırık bir kolla karşılaşmayı tamamlamış ama sahadan ayrılmamıştı. Uzatmalarda da 1-1.lik sonuç değişmeyince o zamanki statü gereği ikinci karşılaşma oynanmıştı. Plánička ile forvet Nejedlý ve Antonín Puč sahada olmadan Çekoslovakya 2–1 kaybetmiş ve elenmişti.

Plánička Nasıl Bir Kaleciydi?

Plánička, Çekoslovakya’nın Brezilya’ya karşı oynadığı 1938 Dünya Kupası maçında ciddi bir sakatlık geçirmesine rağmen sahada kalacak ölçüde cesur bir oyuncuydu. 1.72.lik boyu ile bir kaleci için kısa sayılabilecek birisi olmasına rağmen etkili bir şut kurtarıcıydı ve akrobatik tarzı ona Prag’ın Kedisi takma adını kazandırdı. Harika reaksiyonları ve şutları durdurma yetenekleri olan bir kaleciyken aynı zamanda sportmen bir kişilikti. Bir kez bile kart görmemişti ve 1985 yılında UNESCO Uluslararası Fair Play Ödülü’ne layık görüldü.

Kendi kuşağının en büyük kalecilerinden biri olarak kabul edilen Plánička 1999’da IFFHS (Uluslararası Futbol Tarihi ve İstatistik Federasyonu) tarafından 20.yüzyılın en iyi Çek kalecisi seçildi. Aynı zamanda yine 20.yüzyılın Avrupa’daki en iyi altıncı ve dünyada da dokuzuncu seçilmişti.  Daha önce bahsettiğim İspanyol Ricardo Zamora ve İtalyan Gianpiero Combi ile akran olan Plánička hem tarihin hem de bir dönemin en büyük kalecileri arasındaydı.

***

4.El Buzo – Andrés Mazali

1902 yılında Uruguay’ın başkenti Montevideo’da dünyaya gelen Andres Mazali, bütün kariyeri boyunca ülkesinin önemli kulüplerinden birisi olan Nacional’de kalecilik yaptı. 1919 yılında Nacional kalesinde oynamaya başlayan Mazali 22 yaşında ilk milli takım tecrübesini yaşamıştı.

1924 Olimpiyatları

1924 Paris Olimpiyat Oyunlarında Mazali’li Uruguay sırasıyla Yugoslavya’yı 7-0, ABD’yi 3-0 ve Fransa’yı 5-1 yenerek yarı finale gelmişti. Yarı finaldeki Hollanda karşılaşmasında geriye düşmelerine rağmen 2-1 kazanarak finale çıkmışlardı. Finalde bu sefer de İsviçre’yi 3-0 gibi net bir sonuçla geçen Uruguay, Güney Amerika şampiyonluklarından sonra ilk kez dünya çapında bir başarıya ulaşmıştı. Türkiye de bu olimpiyatlara katılmış, ancak ilk turda Çekoslovakya’ya 5-2 yenilerek elenirken kalede Nedim Kaleci oynamıştı.

1928 Olimpiyatları

1926’da bir kez daha Güney Amerika şampiyonu olan Uruguay, 1927’de ise ikinci olduktan sonra 1928 Amsterdam Olimpiyatları’na katılırken Mazali ile yine iddialıydı. Türkiye bu turnuvada da vardı, ancak bu sefer de Mısır’a 7-1 kaybederek elene miili takımda bu sefer kalede Ulvi Yenal oynamıştı. Uruguay ise sırasıyla Hollanda’yı 2-0, Almanya’yı 4-1, İtalya’yı 3-2 ile geçerek finale gelmişti. Finalde ezeli rakibi Arjantin ile karşılaşmışlar ve 1-1 sonrasında final ikinci kez oynanmıştı. Bu sefer 2-1 galip gelen Uruguay ikinci kez üst üste Olimpiyat şampiyonu olmuştu.

1930 Dünya Kupası

Ligde takımı ile kariyeri boyunca birçok başarıya ulaşan ve 1929 Güney Amerika Şampiyonasında üçüncülük elde eden Mazali’nin ilk kez düzenlenecek olan 1930 Dünya Kupasında da kalede olması bekleniyordu. Ancak Mazali’nin milli takımın kampta olduğu otelden izinsiz olarak ayrılması üzerine takımdan kovulmasıyla bu hayali sona ermişti. Alberto Suppici onun yerine Rampla Juniors takımından Enrique Ballesteros’u oynatmıştı.

“El Buzo” yani “Dalgıç” lakaplı Mazali, başka sporlarla da ilginenen ilgnç bir adamdı. 400 metre engellide Güney Amerika şampiyonluğu bulunurlen 6 yıl Olimpia basketbol takımında da oynamış ve 1923 yılında Uruguay şampiyonluğunu kazanmıştı.

***

5.James (Joe) Kennaway

Kanada’da doğan yıllarca İskoçya’da Celtic’in kalesini koruyan bir kaleci. Daha önce Ricardo Zamora (İspanya), Gianpiero Combi (İtaşya), Frantisek Planicka (Çekoslovakya), Andres Mazali (Uruguay)’dan bahsetmiştik.

Kanada ve Amerika Günleri

James ya da günlük kullanımdaki adıyla Joe Kennaway, 1905 yılında Kanada’nın Montreal şehrinde dünyaya gelmişti. Futbola Kanada’da başlayan Kennaway, Pasifik Demiryolları takımı olan Montreal CPR’de oynadıktan sonra 1927’de Amerika Birleşik Devletleri’nde Providence F.C.’ye transfer olmuştu. Kennaway aslında 4 yıl boyunca bu takımda oynamıştı; ancak kulübün adı sürekli değişmişti. Önce Providence Gold Bugs oldu, daha sonra yeni sahibi Massachusetts’e taşıdı ve kulübün adını Fall River olarak değiştirmişti. Daha sonra kulüp yine el değiştirdi ve adı New Bedford Whalers oldu. Kennaway tüm bu değişimlerle takımda kalmıştı.

İskoçya Günleri

Joe Kennaway’ın Fall River formasıyla 1931’de Celtic’e oynadıkları bir karşılaşmadaki mükemmel performansı ile dört yılın sonunda İskoçya’nın Celtic takımına transfer olmuştu.  Tm 9 sezon boyunca bu ünlü takımda forma giymiş ve o dönemler için rekor sayılabilecek 300’e yakın karşılaşmada görev almıştı. Şampiyonluklar yaşadığı kulübünde 83 karşılaşmayı gol yemeden tamamlamıştı.

Kennaway, Amerika Birleşik Devletleri’nde oynadığı dönemde Kanada milli takımı forması giydikten sonra Celtic’de oynarken bir kez Avusturya’ya karşı İskoçya milli takımımın kalesini korumuştu. Bu karşılaşmadan sonra da İskoç milli takımı için oynamasına diğer ülkeler engel olmuştur. Gerekçe olarak da Kanadalı birisinin İskoçya için oynayamayacağıdır. İlginç olan ise Joe Kennaway; Amerika Birleşik Devletleri’nde o ülkenin vatandaşı olarak hayata veda etmiştir. IFFHS (Uluslararası Futbol Tarihi ve İstatistik Federasyonu) tarafında Kuzey ve Orta Amerika’da 20.yüzyılın en iyi 7.kalecisi seçilmiştir.

***

6.Harry Hibbs

Hibbs, 1906 yılında Wilnecote, Staffordshire’da doğdu ve bir tesisatçı olarak çalışırken yerel kulüpler Wilnecote Holy Trinity ve Tamworth Castle’de oynadı. 17 yaşındayken Birmingham City’nin dikkatini çekti ve denemelere alınan genç kaleci ile 1924 yılının Mayıs ayında profesyonel sözleşme imzalandı. Hibbs takıma katıldığında Birmingham iyi bir durumda değildi; ancak Bournemouth’dan Leslie Knighton’ın 1928 yılında teknik direktör olarak gelmesiyle takım gelişim gösterdi. Bunun sonucunda Hibbs ilk kez 1929 yılında ilk kez milli takıma çağrıldı. 1920 ile 1929 arasında seçiciler İngiltere milli takımı için 21 farklı isim denemiş ama istedikleri sonucu bir türlü alamamışlardı. Ancak Hibbs’le birlikte bu arayış sona ermiş ve 1930.ların ortalarına kadar 25 karşılaşmada ona görev vermişlerdi.

1931 yılında Birmingham, West Bromwich Albion ile FA Cup finali oynarken kalede yine Harry Hibbs vardı. Karşı takımda ise Hibbs’in kuzeni Harod Pearson oynarken ikisi birlikte 1932 yılında İskoçya’ya karşı milli takımda oynayacaklardı. Kariyeri 2.Dünya Savaşı’nın başlamasıyla birlikte Birmingham kalesinde yaklaşık 400 karşılaşma oynadıktan sonra biten Harry Hibbs IFFHS (Uluslararası Futbol Tarihi ve İstatistik Federasyonu) tarafından İngiltere’nin 20.yüzyılın en iyi 6.kalecisi seçilmiştir.

***

7.Rodolphe Hiden

Rodolphe Hiden 1909 yılında Avusturya’nın Graz şehrinde dünyaya geldi. Grazer AK takımının alt yapısında yer aldıktan sonra 1927–1933 yılları arasında Wiener AC takımının 1933–1940 yılları arasında da Racing Paris takımının kalesini korudu.

Fransa Günleri

Wiener AC’de oynarken 1930 yılında kendisini Arsenal transfer etmek istedi; ancak Oyuncu Birlikleri ve İngiltere’deki Futbol Ligi bunun gerçekleşmesine izin vermedi.  1933’te kendisi gibi Linz’li olan ancak Fransa’ya taşınıp vatandaşlığa geçen Auguste Jordan’ın araya girmesiyle Racing Paris’te oynamak için Fransa’ya taşındı. Arkadaşı Jordan vatandaşlık sonrası Fransa milli takımında yer almıştı. Hiden ise uzun yıllar Avusturya milli takımında yani tarihe Wunderteam (Harika takım) olarak geçen anavatanının milli takımında oynamaya devam etmişti. Wunderteam Almanya’yı 5-0, 6-0, Macaristan’ı 8-2 gibi sonuçlarla yenmiş bir takımdı.  Daha sonra II.Dünya savaşı öncesinde o da Fransa vatandaşlığını aldı ve bir kez de Fransa milli takımında görev aldı. Hatta savaşta Fransa ordusunda görev yaptı. Savaş sonrası dönemde ise uzun yıllar İtalya’da kulüp çalıştıran Rodolphe Hiden IFFHS (Uluslararası Futbol Tarihi ve İstatistik Federasyonu) tarafından 20.yüzyılda Avusturya’nın en iyi kalecisi seçilmişti.

***

8.Frank Swift

Frank Victor Swift, 1913’de Kuzeybatı İngiltere’deki bir sahil kasabası olan Blackpool’da doğdu. İlk kulübü aynı zamanda işçi olarak çalıştığı Blackpool Gaz İşletmesiydi. Swift kısa sürede birçok kulübün ilgisini çekti.  Bunların arasında Frank’in abisi Fred’in kaleci olduğu Blackpool, Blackburn Rovers, Bradford City ve Manchester City vardı. Swift’i sözleşme imzalamaya ikna eden Manchester City oldu. İlk olarak Ekim 1932’de amatör olarak sözleşme imzalanan on sekiz yaşındaki Swift, bir ay sonra profesyonelliğe geçti ve haftada on şilin kazanmaya başladı. 1939’da 2.Dünya Savaşı başlayıncaya kadar da 200’den fazla karşılaşmada görev aldı. Savaş sırasında orduya katıldı ve beden eğitimi okulunda görev aldı. Bir yandan da Savaş Ligi’nde Manchester City’de oynamaya devam etti. Arada da savaş şartlarında bulunduğu yerler gereği okulun bulunduğu Aldershot, onun dışında Liverpool, Charlton Athletic, Fulham ve Reading formalarını birkaç kez giydi.

Savaş sonrası ilk sezonda Manchester City ikinci ligdeydi ve o sezon Swift 35 karşılaşmadan 17’sinde gol yememeyi başardı ve şampiyon olarak tekrar birinci lige döndüler. 1949 yılında da savaş yılları da dahil tam 16 sezon kalesini koruduğu Manchester City ve futbola veda etti. Toplamda 33 kez İngiltere milli takım kalesini korumuş olan Swift’ten sonra City’nin kalesine yine burada dramatik hikayesini anlatmış olduğum Bert Trautmann geçecekti.

Frank Swift IFFHS (Uluslararası Futbol Tarihi ve İstatistik Federasyonu) tarafından 20.yüzyılda İngiltere’nin en iyi 3.kalecisi seçilmişti.

***

9.Julien Da Rui

Julien Da Rui 1.Büyük Savaşı sırasında 1916’da İtalyan ve Portekizli anne babanın oğlu olarak Lüksemburg’da dünyaya geldi. Çok küçük yaşta ailesiyle birlikte çocukluğunu geçireceği Fransa’nın Lorraine bölgesinde Audun-le-Tiche maden kasabasına taşındı. Ebeveynleri bir kafe işletmeye başlamıştı.

Savaş Yılları

İlk kulübü Olympique Charleville’de sözleşmeli olarak oynamaya başladığında 19 yaşındaydı. İki yılın sonunda 1937’de Olympique Lillois’e transfer oldu ve 2.Dünya Savaşı başladığında bu kulüpteyken 1940’da o dönemin önemli kulüplerinden birisi Red Star Football Club’a geçti ki bu kulüp Le Havre’dan sonra Fransa’nın en eski kulübüdür. Aslında 1938’de ülkesinde düzenlenen Dünya Kupası’nda kadroya alınmıştı, ancak oynama fırsatı bulamamıştı. 1939’dan itibaren ise milli takım kalesini devralmıştı.  1938’de üçüncü olan milli takım aslında bugünkü gibi uluslararası bir takımdı ki Lüksemburglu Da Rui en yerel sayılabilirdi ve savaş öncesi dönemde birçok göçmen barındırıyordu, Kuzey Afrikalılar’dan Polonyalılar’a, Almanlar’dan Avusturyalılar’a birçok milletten oyuncu barındırıyordu.

Da Rui 1942’de Lille’de oynamaya başladı. Savaş sonrası dönemde 1945-1953 arasında yeni kurulmuş olan CO Roubaix-Tourcoing’e transfer oldu ve futbolcu olarak son sezonunu Montpellier’de geçirerek 1954’de futbolu bıraktı. 1951’e kadar 25 kez milli formayı giyen Da Rui kısa boylu bir kaleci olmasına rağmen hava toplarına hakim ve hızlı kalesini terk eden bir kaleciydi. Kalede çakılı kalmayan ilk kalecilerden olarak öncüler arasındaydı. 1950’de Fransa olmayınca hiç Dünya Kupalarında oynama fırsatı bulamayan Da Rui IFFHS tarafından 20.yüzyılda Fransa’nın en iyi üçüncü kalecisi seçildi.

***

10.Roque Maspoli

1917’de Uruguay’ın başkenti Montevideo’da dünyaya gelen Roque Maspoli futbola ülkesinin en önemli iki kulübünden birisi olan 1933’de Nacional’de başladı.  1939-40 sezonunda ise Güney Amerika’nın Liverpool FC kulübüne transfer oldu. Sezon sonunda ise hem kendisi için hem de Uruguay milli takımı için peri masalını başlatacak transfer gerçekleşti: Penarol

Camiadaki üçüncü sezonunda şampiyonluk tadan Maspoli, 1945 yılında milli formayla tanışmıştı. İkinci Dünya Savaşı sonrasında Uruguay’ın üstüne güneş gibi doğan Penarol’ün önemli parçalarından biri olan kaleci, 1950 Dünya Kupası kadrosuna alınmıştı.

Brezilya’daki turnuvada son dörde kalan ilk Dünya Kupası’nın şampiyonu, İspanya ile berabere kalıyor, İsveç’i zar zor yeniyordu. Son dört lig usulü oynandığından, Maracana’daki son maçta İspanya ve İsveç’e gol yağdıran ev sahibine beraberlik yetiyordu.

Final Karşılaşması

Teknik direktör Juan Lopez “savunma” diyordu, “Brezilyalılara karşı tek şansımız var, o da iyi kapanmak ve savunma disiplininden kopmamak!” O çıktıktan sonra Kaptan Obdulio Varela, “İşte Dünya Şampiyonu Brezilya” yazan gazeteleri yere saçtı ve şunları söyledi: “Juancito iyi bir adam, ama bugün, onun söylediklerini unutun. Eğer Brezilya’ya karşı savunma yaparsak, kaderimiz İspanya ya da İsveç’ten farklı olmaz! Taraftarlar, basın ve bu odanın dışında bulunan dünyadaki herkes bizi bugünün kaybedeni ilan etti şimdiden… Ama unuttukları bir şey var; bugün bu finali dışarıdakiler değil biz oynayacağız! Hadi işimizi yapalım!”

Futbol tarihinin en hazin finallerinden biri olarak görülen karşılaşmada Sambacılar öne geçse de efsane Schiaffino ve Ghiggia’nın golleri mabedi mezarlığa çevirmişti. Maspoli, beraberlik golünden sonra 200.000 kişiden çıt çıkmadığından bahsediyordu.

1954 Dünya Kupası’nda da sahne alan file bekçisi, takımının efsane Macaristan’a yarı finalde boyun eğmesine engel olamamıştı. Üçüncülük karşılaşmasında da Avusturya’ya kaybetmişlerdi. Ertesi yıl futbolu bıraktığında 38 yaşındaydı ve tam 15 yıl Penarol kalesini korumuştu.

Oyunculuğunda altı şampiyonluk yaşayan Maspoli, teknik direktörlüğünde Penarol’ü beş kere zafere taşımıştı. Ne zaman çağırsalar takımın başına geçen Maspoli, 1966’da Libertadores Kupası’nı ve Real Madrid’i farklı geçerek Kıtalararası Kupa’yı takımına kazandırmıştı.

Maspoli IFFHS tarafından 20.yüzyılda Uruguay’ın en iyi ikinci, Güney Amerika’nın ise en iyi altıncı kalecisi seçildi.

***

11.Toni Turek

Siyah Beyaz dönemlerde 11.kalecimiz Alman Toni Turek ya da tam adıyla Anton Turek. 1919 yılında Duisburg’da dünyaya geldi. 1.81 boyundaki kaleci futbola doğduğu şehrin takımlarından Duisburger SV’de başladıktan sonra 1936 yılında TuS Duisburg’da profesyonel oldu. 1941-43 yılları arasında TSG Ulm 1846’da oynadı ve 1943’de eski kulübü TuS Duisburg’a döndü. 1946-47 sezonunda Eintracht Frankfurt tecrübesinden sonra 6 sezon Fortuna Düsseldorf’da oynadı. Onun büyük hikayesinin yazıldığı ve milli takım kalesini koruduğu dönem de bu dönem. 1950’de yeni kulübünde ilk kez milli formayı giydi ve bu formayı sırtına geçirdiğinde 31 yaşındaydı. Bundan Almanların uzun süre milli karşılaşma yapmaları da etkendi. 1954 Dünya Kupası’nın sonuna kadar 20 kez o formayı taşıdı. 1956-57 sezonunda Borussia Mönchengladbach’da oynarak futbola veda etti.

1954 Dünya Kupası

Onun tarihe geçiren hikaye 1954’de İsviçre’de düzenlenen Dünya Kupası’ndaki Bern Mucizesiydi. Milli takımızın da ilk kez katıldığı Dünya Kupası’nda bir nevi talihsizliği ilk turdaki gruplarda Federal Almanya ve Macaristan ile aynı gruba düşmesiydi. Federal Almanya kupaya 4-1’lik Türkiye galibiyeti ile başlarken Macarlar, Güney Kore’ye tam 9 gol atmıştı. İkinci karşılaşmalarda milli takımımız Güney Kore’yi 7 golle geçerken Macaristan, Federal Almanya’yı 8-3 gibi tarihi bir sonuçla geçmişti. O gün kalede Turek değil Heinz Kwiatkowski oynamıştı. Onun dışında Mai, Schafer, Morlock ve Walter kardeşler de o gün sahada değildi. Statü gereği grup ikinciliği için Federal Almanya ve Türkiye bir kez daha karşılaşmış ve 7-2 gibi tarihi bir sonuç ortaya çıkmıştı. Bu grupta 5 karşılaşmada tam 32 gol atılmıştı. Çılgın bir gruptu. Almanlar çeyrek finalde Yugoslavya, yarı finalde Avusturya’yı geçerken Macarlar çeyrek finalde Brezilya ve yarı finalde Uruguay’ı geçmişti. İki takım toplamda sekizer gol daha atmıştı.

Finale her iki takım da tam kadro çıkmıştı ve Altın takım denilen Macarlar oyuna furtına gibi girmiş ilk 10 dakikada Puskas ve Czibor ile 2-0 öne geçmişlerdi. Daha sonraki 10 dakikada ise Almanlardan gelen iki golle (Morlock ve Rahn) daha 20.dakikada 2-2’ye ulaşılınca yine çılgın bir sonuç mu ortaya çıkacak derken son dakikalara kadar başka gol olmadı. Bunda kaleciler Anton Turek ve Gyula Grocics’in büyük payı vardı.  84.dakikada bir kez daha sahneye çıkan Rahn 3-2 ile kupayı Almanlara getirirken tarihin en iyi takımlarından birisi Dünya Şampiyonluğunu elde edemiyordu. Karşılaşmada Hideghuti’nin bir vuruşunu inanılmaz bir şekilde kurtaran Turek için spiker Zimermann; “Toni, sen futbolun tanrısısın” diyince kiliseden tepki almış ve sonra özür dilemek zorunda kalmıştı.

***

12.Alexei Khomich

Alexei Khomich. Yıllar boyunca Dinamo Moskova kalesinde yer alan ve Lev Yashin’in bir süre yedeği olduğu efsane kaleci. 1920 doğumlu Khomich jimnastikçi, yüzücü, voleybolcu ve dalgıçtı, yani komple bir sporcuydu. Çevresinde bir satranç ustası olarak bilinen kaleci geriden nasıl oyun kurulacağına kafa yoran bir strateji uzmanıydı. Sadece 1.72 boyundaydı ve o kadar çevikti ki ona “kaplan” lakabı takılmıştı. Boyu onun için bir dezavantaj olmuyordu.

İkinci Dünya Savaşı da dahil uzun yıllar Dinamo Moskova kalesini korudu. 1945 ve 1949 Sovyet Şampiyonluklarını kazandıklarında kaledeydi. Sovyet milli takımında da oynayan Khomich’in kulübü Dinamo Moskova Britanya’ya turne yapan ilk Sovyet Kulübüydü. 1945 yılında savaş bitince Dinamo, Chelsea ve Glasgow Rangers ile berabere kalmışlar ve Arsenal ile Cardiff City’yi ise yenmişlerdi. İngiltere’de Khomich çok dikkat çekmiş; rakip hocalar tarafından “çok hareketli ve çevik” olarak nitelendirilmişti. Daha sonra Dinamo Minsk ve Spartak Moskova kalelerinde de görev yaptı.

1929 doğumlu olan Lev Yashin, ilerleyen yıllarda Khomich’den çok şey öğrendiğini ve hocası olarak gördüğünü ifade etmişti. Dinamo’daki ilk yıllarında, o zamanlarda kaleyi koruyan Alexei Khomich’ten forma kapmaya çalışmış, fırsat bulup kaleye geçtiği ilk deneyimlerini ise iyi değerlendirememişti. Alexei Khomich’in varlığıyla gelen umutsuzluk ve bulduğu fırsatlarda da gelen üst üste basit hatalar Lev Yashin’in buz hokeyine kaymasına bile sebebiyet vermişti. Kış aylarında futbol yokken buz hokeyi oynanması Sovyetler’de sık rastlanılan bir durumdu, ancak onunki biraz sürekli geçiş gibi olmuştu. Yashin buz hokeyinde Dinamo Moskova ile şampiyonluk yaşamış ve milli takıma seçilme noktasına gelmişti. Neyse ki futbola geri dönme cesaretini gösterdi.
Alexei Khomich futbolu bıraktıktan sonra Sovetsky Sport için foto muhabir olarak çalıştı ve 1980 yılında hayata gözlerini yumdu.

Aslında Sovyetler geçmişte önemli bir kaleci ekolü. Khomich’den önce Tchulkov, Ryzkov, Granatkin, Fokin, Babkin vardı ve tabii Khomich sonrası da.

***

13.Sergio Livingstone

Şilili kaleci 1920 yılında dünyaya geldi. Ailesi İskoçya’dan göç etmiş olan Livingstone’un babası John da bir futbolcuydu, Union Santiago’da ounamıştı ve Şili’de futbolun öncülerindendi. Livingstone aslında Unión Española’da başladı, ancak Pontificia Universidad Católica de Chile’de hukuk öğrenimi görmek için önce futbolu bıraktı. Ancak üniversitede bir ıokul takımının olmasıyla birlikte futbola tekrar başladı ve 1938’de üniversitenin içinden çıkan bir kulüp olan CD Universidad Católica’nın kalecisi olmuştu.

Milli formayı ilk kez 1941 Güney Amerika Şampiyonası’nda giyen Livingstone turnuvanın en iyi oyuncusu seçilirken Şili de üçüncü olmuştu. 1954’e kadar altı kez tane daha Güney Amerika Şampiyonası’nda oynadı ki bu, bir rekordu. Şili ile bu turnuvalarda ikincilik ve beşincilik arasında dereceler elde eden ve toplam 34 karşılaşmada kalede yer alan Livingstone, 54 kez milli formayı giyerek o dönem için ayrı bir rekora daha sahip olacaktı.

Livingstone 2.Dünya Savaşı sebebiyle 1942 ve 1946 Dünya Kupaları gerçekleşmeyince sadece Brezilya’daki 1950 Dünya Kupası’nda da oynadı. Bir sezon (1943-44) Arjantin’in Racing kulübünde oynayan Livingstone kariyerinin sonlarında bir sezon da (1957-58) ülkesinin Colo Colo kulübünde görev aldı. Onun dışında 1959 yılında futbolu bırakıncaya kadar yaklaşık 20 sezon oynadığı CD Universidad Católica kulübünde şampiyonluklar da yaşadı küme düşme de. “El Sapo” yani “Kurbağa” lakaplı Sergio (Serjio) Livingstone futbolu bıraktıktan sonra 92 yaşında aramızdan ayrılıncaya kadar gazeteci ve televizyoncu olarak çalıştı.

Livingstone, IFFHS (Uluslararası Futbol Tarihi ve İstatistikleri Federasyonu) tarafından 20.yüzyılda Şili’nin en iyi kalecisi seçilirken Güney Amerikalı kaleciler içinde de ilk onda kendisine yer buldu.
Fotoğraf Arjantin’in şampiyon, Şili’nin üçüncü olduğu 1945 Güney Afrika Şampiyonası’na ait ve altı takım kaptanı bir arada: (Soldan sağa) Ricardo Granados (Kolombiya), Roberto Porta (Uruguy), Vicente Arraya (Bolívya), Sergio Livingstone (Şili), José Salomón (Arjantin) ve Domingos da Guia (Brezilya)

***

14.Moacir Barbosa

Brezilyalı kaleci 1921 yılında Campinas’da dünyaya geldi. 1944 yılına kadar küçük kulüplerde oynadıktan sonra Rio de Janiero kulüplerinden Vasco da Gama’ya transfer oldu. Başlarda siyahi olmasından dolayı pek oynatılmak istenmeyen Barbosa yeteneği ile kendini kanıtladı. Kulübü ile Copa Libertadores’in öncülü Campeonato Sul-Americano ‘nın kazanılmasında etkili oldu.

Milli takm ile 1949’da Copa America’yı kazandılar. 1950 Dünya Kupasında ise Brezilya fırtına gibi esmiş, son karşılaşmaya kadar 5 karşılaşmada 21 gol atıp kalelerinde sadece 4 gol görmüşlerdi. Statü gereği Uruguay karşılaşmasından bir beraberlik onlara yetiyordu. İlk yarısı beraberlikle sona eren karşılaşmada 47. dakikada Friaça’nın golüyle öne geçen Brezilya kupaya daha da yaklaşırken 66. dakikadaki Uruguay golü bile keyifleri bozmamıştı. Ancak 79.dakikada ceza sahasına hızla giren Gigghia dar açıdan sert bir vuruşla kaleci Barbosa’yı mağlup etmiş, binlerce insanın olduğu Maracana’yı sessizlik kaplamıştı. Uruguay ikinci kez dünyanın en büyüğü olurken ev sahibi Brezilya’da kalp krizi geçirip vefat edenler, intihar edenler olurken stadyum uzun süre boşalmamıştı.

O topu kurtaramayarak ülkesinin şampiyonluk hayallerini sonlandırdığına inanılan Barbosa için kabus yeni başlamıştı. O gün kadroda bulunan 3 siyahi oyuncu, ırkçı bir batıl bir inancın kurbanı olarak toplumdan soyutlanmışlardı. En acımasız muameleye maruz kalansa kaleci Barbosa idi. Finalden 20 yıl sonra bir mağazada kendisini durduran bir kadın, Barbosa’yı çocuğuna gösterir ve şu cümleleri sarf eder; “Dikkatli bak. Bütün Brezilya’yı yasa boğan adam işte o!”

1960’a kadar bir sezon hariç hep kalesinde olduğu Vasco da Gama ile Barbosa birçok başarı elde etti, toplamda da 17 kez milli takım kalesini korumuştu. IFFHS (Uluslararası Futbol Tarihi ve İstatistikleri Federasyonu) tarafından 20. yüzyılda Brezilya’nın en iyi üçüncü kalecisi seçilen Barbosa ne yazık ki ülkesinde rahat bir hayat yaşayamadı. Brezilya, yıllarca kalesini siyahi bir kaleciye teslim etmedi.

***

15.Bert Trautmann

Birçok Demir Haç Nişanı kazanmış bir Nazi askeriyken, bir Manchester City efsanesine dönüşen Bert Trautmann’ın doğum gününü de pas geçmeyelim.

Paraşüt Birliğinde Rusya, Polonya, Ukrayna, Normandiya’daki savaştı. Batı cephesinde savaşırken, 1944 yılında İngilizlere esir düştü. İngiltere’ye götürülüp bir esir kampında 4 yıl tutsak edildi. Bu esaret sırasında, İngilizler esir Alman askerlere, Nazilerin toplama kamplarında ne yaptıklarını anlatan korkunç görüntüleri izletti. Trautmann yaşananlara inanamamış ve şok olmuştu.

Esir kampındaki maçlarda hep orta sahada oynarken, bir gün kaleye geçti ve bu karar, hayatının geriye kalan kısmını tamamen değiştirdi.

1948’de salıverildiğinde Almanya’ya dönmek istemedi. İngiltere’de bir çiftlikte çalışırken bir taraftan da Saint Helens Town isminde amatör bir takımda kalecilik yapmaktaydı. Trautmann’ın büyük yeteneği, bir yıl içinde Manchester City yetenek avcılarının gözünden kaçmadı ve 1949 yılında City’e transfer oldu.

City taraftarları, eski bir Nazi askerinin transfer edilmesini içlerine sindiremedi ve büyük protestolar düzenledi. Normandiya’da Almanlara karşı savaşmış olan takım kaptanı Roy Paul, araya girip Trautmann’a sahip çıktı. Deplasman maçlarında daha büyük tepkilerle karşılaştı. Top ona her geldiğinde geldiğinde bütün stat “Nazi” diye inlemekteydi.
1956 FA Cup Finalinde son 17 dakika kırık boyunla oynamaya devam eti ki boynunun kırık olduğu karşılaşmadan sonra anlaşılacaktı. Fotoğraf o karşılaşmanın sonuna ait. 1.5 yıl sonra azimle sahalara dönen Trautmann, 15 yıl City kalesini korurken İngiltere’de yılın futbolcusu seçilmiş ilk kaleciydi. Jübilesine gelen 60 bin City taraftarının tezahüratları eşliğinde, Manchester City müzesine heykeli dikildi.

Tarih:Siyah Beyaz Dönemler

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: