Cehennemde İki Devre – Zafere Kaçış

Macar Yönetmen Zoltan Fabri’nin Türkiye’de “Cehennemde İki Devre” olarak bilinen 1962 yapımı Két félidő a pokolban isimli filmi dün bahsettiğimiz Escape to Victory (Zafere Kaçış) filminin öncüsü.

Yıl 1944. İkinci Dünya Savaşı zamanında Macaristan’da bir çalışma kampı. Filmin başında çavuş kimsenin hasta olamayacağını ve ölüler dışında herkesin hazır olması gerektiğini belirtir. Ayakta kal, ya da öl… Ve ayakta kalmak için her şeyi yap…

Hitler’in doğum günü yaklaşmaktadır. Alman komutanlar kamp hayatının sıkıcılığı ve rutinliği karşısında askerleri de eğlendirecek farklı bir kutlama yapmak amacıyla Alman askerler ve mahkumlar arasında bir futbol maçı düzenlenmesine karar verir. Takımı organize etme görevi kampta bulunan Macarların ünlü futbolcusu Onodi’ye verilir. Çalışmaktan zayıf düşmüş bedenler için takıma seçilmek, kısa bir süreliğine de olsa çalışmaktan kurtulmak, dinlenmek ve ekstra yiyecek anlamına gelmektedir. Onodi, diğer kampları da dolaşarak kurabileceği en iyi takımı oluşturmaya çalışır… Filmde en öne çıkan karakterlerden birisi olan Yahudi tiplemesi Steiner’dir. Yalan söyleyenin öldürüleceği vurgusuyla sorulan “kim futbol oynamayı biliyor” sorusuna grubunda futboldan anlamasa da tek olumlu yanıt veren kişidir. Kaybedecek bir şeyi yoktur, tek bir vuruş kaderini çizecektir ve takıma seçilir.

Karşılaşma ve Sonrası

Tek bir asker gözetiminde, rahat bir ortamda yapılan antrenmanlar sırasında maç sonrasında tekrar çalışma kampının ağır koşullarına dönmek istemeyen mahkumlar arasında kamptan kaçma fikri öne çıkar… Onodi, başta bu düşünceye karşı çıksa da, çalışma kampının acımasızlığı, fikrinin değişmesine de neden olur… Antrenmanlar süresince kendilerini izleyen askeri saf dışı bırakarak kaçan takımın bu girişimi, kaçışın üzerinden bir gün bile geçmeden başarısızlıkla sonuçlanır… Savaş döneminde böyle bir girişimin bedeli açıktır: Askeri mahkemede yargılanma ve idam… Bunun yanında önceden planlanan doğum günü de gelmiştir. Ve kutlamaların planlandığı gibi devam etmesi önemlidir… Maçın ertesi gün askeri mahkemeye çıkarılıp idam edeceklerini öğrenen ve kaybedecek bir şeyleri kalmayan mahkumlar karşılaşmaya çıkmayı reddeder… Çavuşun, güzel bir maç geçmesi halinde yaşananları göz ardı edeceği sözü –gerçeği yansıtmasa da- takımdakilere az da olsa hayata tutunma umudu sağlar…

Onodi’nin öldürüleceklerini düşünmesi nedeniyle hiçbir şey yapmadığı ilk yarıyı Alman gardiyanları 3-1 önde bitirir. Alman askerleri ve seyircilerinin küçümseyici/aşağılayıcı tavırları, mahkumların onur ve gurur meselesi yapmaları, Onodi’nin harika performansı, her gelen gol ile birlikte çalışma kampındaki mahkum seyircilerin coşkusunun, Alman asker ve seyircilerin öfkesinin artması… Skor ikinci yarıda mahkumlar lehine 4-3’e geldiğinde ise işler rayından çıkar… Mahkumların gol sonrası yaptıkları aşırı sevince müdahale edilmesini isteyen Alman Albay ilk kurşunu sıkar, onu makineli tüfek sesleri izler… Kamera önce yavaş yavaş sahada yatan mahkumlardan oluşan bedenler ve yüzler etrafında dolaşır, Nazi bayrağı ve futbol topu görüntüsü ile sonlanır…