İtalya 1990

Dünyada çok eski tarihlerdeki organizasyonlara, kalecilere, ülkemizdeki ligler ve kalecilere ve tabii Corinthian FC. ile onun gibi hikayelere tabii ki devam edeceğiz. Şimdi sıra 1990 Dünya Kupasında… 1989-90 sezonunda dünyada kulüp bazında organizasyonlara bakmıştık peki bu büyük kupada neler olmuştu?.

Avusturya, İngiltere, Fransa, Yunanistan, Federal Almanya, Yugoslavya ve SSCB’nin de ev sahibi olmak için başvurduğu ancak İtalya’nın ev sahibi olmaya hak kazandığı kupaya katılmak için 116 ülke mücadele etmiş ve 1982’den sonra üçüncü kez 24 takım finallerde yer almıştı. Ev sahibi İtalya ve son şampiyon Arjantin bu statüleri ile kupaya eleme oynamadan geldiler. Bütün katılımcılar şu şekildeydi: Afrika’dan Mısır ve Kamerun, Asya’dan Güney Kore ve BAE, Güney Amerika’dan Arjantin, Brezilya, Uruguay ve Kolombiya, Kuzey ve Orta Amerika’dan ABD ve Kosta Rika şeklindeydi. Avrupa’ya baktığımızda ise kuzeybatıdan başlayarak önce doğuya sonra da güneybatuya gidelim: İngiltere, İskoçya, Kuzey İrlanda, Belçika, Hollanda, Federal Almanya, İsveç, SSCB, Romanya, Yugoslavya, Çekoslovakya, Avusturya, İtalya ve İspanya.

Güney Amerika’dan Kolombiya ile o turnuvada Okyanusya/Israil Grubu’nda yer alan İsrail baraj karşılaşmaları oynadı ve Kolombiya 24.takım olarak kupada yer aldı.  Kosta Rika, Kuzey İrlanda ve Birleşik Arap Emirlikleri ilk kez bir Dünya Kupasındaydılar.  Geçmiş kupaların gediklileri Fransa, Polonya, Macaristan gibi ülkelerle 1980.lerde oldukça başarılı bir dönem geçiren Danimarka ve Portekiz finallerde kendilerine yer bulamadılar. Ülkemiz de SSCB, Avusturya’nın ilk iki sırada yer alıp kupaya gittiği eleme grubunda iyi mücadele etmiş ve Demokratik Almanya ile İzlanda’yı geride bırakıp iki puanlı sistemde 7 puan toplamıştı.

Grup grup ve sonra da diğer turlarda detay olarak hikayeye devam edeceğiz…

BİRİNCİ TUR

1990 Dünya Kupası açılış karşılaşmasında B Grubunda yer alan iki takımdan son şampiyon Arjantin ilke Afrika’nın önde gelen ülkesi Kamerun sahaya çıktığında hemen hemen herkes Arjantin’i favori olarak gösteriyordu. Ancak Arjantin iki dünya kupası arasında 1987’de Copa Amerika’da kendi ülkesinde ilk üçe bile giremezken 1989’da üçüncü olmuştu, kupaya çok formda gelmemişti. Kamerun ise 1980’lerin ortasından itibaren oldukça formdaydılar . African Cup of Nations’da 1984 ve 1988’de şampiyon, 1986’da ikinci olmuşlar ve 1990’da derece alamasalar da iyi sonuçlar almışlardı; bu süreçte tek başarısızlıkları 1986 Dünya Kupası elemeleri olmuş, Kuzey Afrikalıların gerisinde kalmışlardı..

O gün sahadaki Kamerun takımından (sonradan dahil olan Roger Milla da dahil) 6 oyuncu daha önceki sömürge ilişkilerinin bir sonucu olarak Fransa’da oynuyordu, ama takımdan ilk yurtdışı tecrübesi yaşayan efsane kaleci 33 yaşındaki Thomas N’Kono’ydu. 1982 Dünya Kupası sonrası gittiği Espanol’un halen kalesini koruyordu. 5 oyuncu da nbaşkent Yaounde’nin farklı kulüplerindendi.

Arjantin takımından ise o gün sonrada oyuna giren Claudio Caniggia da dahil 5 oyuncu Serie A’daydı. Avrupa’da farklı liglerden 4 oyuncu daha oynarken Arjantin Liginden 3 kişi sahaya çıkmıştı. Kalelerini yine bir İspanyol Ligi oyuncusu, Real Betis’den 32 yaşındaki Nery Pumpido  koruyordu.

İki tecrübeli kalecinin karşı karşıya olduğu oyunda ünlü Michel Vautrot hakemdi ve özellikke Kamerunlu oyunculara birçok kez karta başvurmuştu. Andre Kana-Bıyıck ve Benjamin Massing kırmızı kart görürken Francois Omam-Bıyıck’in ikinci yarının ortalarında attığı fotoğraftaki golle Kamerun önemli bir galibiyet aldı; Arjantin için kupaya iyi bir başlangıç olmadı.

***

Ev sahibi İtalya, A Grubu’nda yer alırken gruptaki diğer takımlar komşusu Avusturya, onun komşusu Çekoslovakya ile uzaklardan Anerika Birleşik Devletleriydi. İtalya turnuvada iddialıydı ve Roma Olimpiyat Stadyumundaki ilk karşılaşmada milli takımımızın da bulunduğu eleme grubundan gelen Avusturya’yı sonradan oyuna giren Salvatore Schillaci’nin Gianluca Vialli assistiyle attığı golle 1-0 yendi. İtalya, AC Milan ve Internazionale ağırlıklı bir takımla sahadaydı. Avusturya ise Rapid Wien ve Swarovski Tirol ağırlıklı bir takımdı ve en önemli yıldız Sevilla’da oynayan kaptan Anton Polster’di. Her iki takımın kalesinde Internazionale’den 30 yaşındaki Walter Zenga ve Swarovski Tirol’den 33 yaşındaki Klaus Lindenberger oynadı.

Gruptaki diğer karşılaşmada ise Çekoslovakya ile ABD, Floransa’da karşı karşıya geldi. Çekoslovakya, elemelerde Portekiz, İsviçre ve Lüksemburg’u geride bırakarak Belçika ile birlikte vize almıştı. ABD ise Kuzey ve Orta Amerika final grubunda Trinidad&Tobago, Guatemala ve El Salvador’u geride bırakarak Kosta Rika’nın ardından ikinci sırayı alarak finallere gelmişti. Çekoslovakya kadrosu Sparta Prag’da ve yurtdışında, ağırlıklı olarak Federal Almanya’da oynayan oyuncular şeklinde bir dengeye sahipti. ABD’de ise Hollanda’da oynayan Peter Vermes hariç herkes kendi ülkelerinde ve ağırlıklı olarak üniversite takımlarındaydılar. Çekoslovakya kalesinde Sparta Praglı 28 yaşındaki Jan Stejskal ve ABD kalesinde ise 21 yaşındaki Virginia Universitesi’nden Tony Meola vardı. Meola genç yaşına rağmen kaptandı, ancak o gün kalesinde tam 5 gol gördü. Çekoslovaklar tam 5 farklı oyuncudan buldukları gollerle 5-1 kazandılar.

***

B Grubunda açılış karşılaşmasında oynayan Arjantin ve Kamerun dışındaki diğer iki takım Doğu Bloğunun iki temsilcisiydi: Sovyetler Birliği ile Romanya. Sovyetler, daha önce de bahsettiğim üzere milli takımımızın da bulunduğu grupta birinci sırada yer alarak ikinci Avusturya ile birlikte kupaya katılırken Romenler ise Danimarka, Yunanistan ve Bulgaristan’ın bulunduğu grupta birinci olarak tek başına finallerde yer almaya hak kazanmıştı.

O gün sahada yer alan Sovyet takımı 28 yaş ortalamayla 1988’e göre daha tecrübeli bir takımdı, ancak çok formda oldukları söylenemezdi. Takımın artık yarısı Dinamo Kiev’li oyunculardan oluşuyordu, çünkü Avrupa ikinciliği sonrası Doğu blogundaki “28 yaşından sonra yurt dışına çıkabilir” kuralına uyan 5 oyuncu artık Batı liglerindeydi. Takımın efsane kalecisi ve artık 32 yaşındaki kaptan Rinat Dasaev de Sevilla’daydı; ancak oraya pek uyum sağladığı söylenemezdi. Romanya ise Steaua Bükreş ve Dinamo Bükreş karması gibiydi. Kaleci ve savunması oldukça tecrübeli oyunculardan oluşurken orta saha ve hücum oyuncularının yaş ortalaması sadece 22’ydi. O gün gençlik ve dinamizm, tecrübeye galip geldi. Hücum hattının en tecrübeli oyuncusu 26 yaşındaki Marius Lacatus her iki yarıda attığı gollerle Romanya’yı 2-0’lık galibiyete taşıdı. Romanya’nın kalesinde ise rakibi Dasaev gibi kaptan olan 33 yaşındaki Silviu Lung vardı.

Bu ilginç gruba bakmaya devam edeceğiz…

***

C Grubuna baktığımızda Brezilya elemelere katılanların yarısının finallere geldiği Güney Amerika’dan vize almıştı. Kosta Rika, ABD ile birlikte Kuzey ve Orta Amerika elemelerinden rahat bir şekilde çıkmıştı ki bunda Meksika’nın gençler turnuvalarında yaşı büyük oyuncu oynatmasından dolayı aldığı ceza da etkendi. İskoçya, Yugoslavya’nın ardından eleme grubunda ikinci sırada yer alırken Fransa’yı geride bırakmıştı. İsveç ise İngiltere, Polonya ve Arnavutluk’un yer aldığı grupta birinci olmuştu.

Gruptaki ilk karşılaşmalardan birisinde başlarında Bora Milutinovic gibi bir Dünya Kupası fenomeni olan Kosta Rika elemelerdeki başarısını kupaya da taşıdı ve İskoçya’yı 1-0 mağlup etti. Kosta Rika’nın kalesinde 30 yaşındaki Luis Gabelo Conejo oynuyordu ve Dünya Kupası sonrası Albacete’ye transfer oldu. İskoçya’nın kalesinde ise o an 31 yaşında olan Jim Leighton oynamıştı. Leighton 1982’de yedekti, hemen kupa sonrasında oynamaya başlamıştı ve 1998’de son kez kalede olacaktı.

Grubun diğer karşılaşmasında ise Brezilya, İsveç’i 2-1 yenerken Brezilya takımında oynayanlardan kaleci Claudio Taffarel ve Mauro Galvao dışında herkes çoğunluğu İtalya ile Portekiz takımlarının kadrosunda olmak üzere Avrupadaydı. Aynı şey kalesini 30 yaşındaki Thomas Ravelli’nin koruduğu İsveç için de geçerliydi ve takımın yarısından çoğu artık Göteborg ya da Malmö’de değil büyük liglerdeydi. Karşılaşmada İsveç’in golü Thomas Brolin’den gelmişti. Olayın ilginçliği golü atan Brolin ve golü attığı Taffarel Dünya Kupası sonrasında Parma’da birlikte oynayacak olmalarıydı.

Brezilya’nın gollerini ise Napoli’li Careca kaydetmişti. Careca, Maradona ile birlikte Napoli’yi başarıdan başarıya koşturan artık tecrübeli bir oyuncuydu. 1982 Dünya Kupasında henüz genç bir oyunceyken de milli takımda oynuyordu; ancak o kupa öncesinde sakatlanmış ve santrafor olarak Serginho oynamıştı. Yıllarca o takımda acaba Careca olsaydı başka olur muydu tartışmaları devam etmişti.

***

D Grubunda Federal Almanya ve Yugoslavya karşı karşıya geldiğinde o an kimse bu iki ülkenin son turnuvaları olduğunu bilmiyordu. Evet, Federal Almanya çok yakında Demokratik Almanya ile birleşecek Yugoslavya da dağılacaktı. Federal Almanya’nın sahada olan oyuncularının 5 tanesi ev sahibi İtalya’nın liginde oynuyordu: Internazionale’den Andreas Brehme, Jurgen Klinsmann ve Lothar Mattheus ile Roma’dan Thomas Berthold ve Rudi Voller. Yugoslavya’da ise sahadaki 11’de sadece 3 oyuncu kendi ülkesindeydi: Partizan’lı Predrag Spasic, Kızılyıldızlı oyuncular Dragan Stojkovic ve Dejan Savicevic. Takımın en gençleri olan ve henüz 23-24 yaşında olan bu oyuncular dışında sonradan oyuna giren 21 yaşındaki Kızılyıldızlı Robert Prosinecki de Kızılyuldız kadrosundaydı. Daha kıdemli oyuncuların hepsi İtalya başta olmak üzere çeşitli batı ülkelerinde top koşturuyordu.

İki takımın kalecisi 1.FC Köln’den 23 yaşındaki Bodo Illgner ile Sporting Lizbon’dan 29 yaşındaki Tomislav Ivkovic’di. Almanlar oyuna büyük bir ağırlık koymuştu ve İtalyan liginden oyuncularının golleriyle karşılaşmadan 4-1 galip ayrıldılar. Grubun diğer karşılaşmasında Kolombiya ile Birleşik Arap Emirlikleri karşılaştı. Kalesinde 23 yaşındaki Rene Higuita bulunan Kolombiya 2-0 galip gelirken sahadaki oyunculardan sadece Andres Escobar ve gollerden birisini atan kaptan Carlos Valderrama Avrupa’da, diğerleri ise ülkesinde kariyerine devam ediyordu.

***

E Grubunda yer alan takımlardan İspanya eleme grubundan İrlanda Cumhuriyeti ile birlikte gelirken Macaristan ve Kuzey İrlanda’yı geride bırakmışlardı. Belçika ise Çekoslovakya ile birlikte Portekiz ve İsviçre’yi geçmişti. Güney Amerika’da ise Uruguay, grubunda Bolivya ile üçüncü takım Peru’yu her iki karşılaşmada yenmiler birbirlerine de birer kez üstünlük sağlamışlardı. Uruguay averajla kupaya gelmişti. Güney Kore ise Asya elemelerinde uzun bir sürecin sonunda altılı final grubunda yer almış ve Singapur’da tek karşılaşmalı lig usulü mücadele sonunda BAE ile vize almıştı.

Grubun ilk karşılaşmalarından İspanya ile Uruguay karşılaşmasına baktığımızda İspanya’da o dönem daha ön planda olan Real Madrid’in sahada bir ağırlığının olduğu görülüyordu. Teknik direktörleri Barcelona’nın eski efsane oyuncularından Luis Suarez (bugünkü ile ilgisi yok) ve kalecileri de bir döneme damgasını vuran 28 yaşındaki Andoni Zubizarreta’ydı. Enzo Francescoli, Ruben Sosa gibi isimler bulunan Uruguay onbirinde ise sekiz oyuncu yurtdışında ve ağırlıklı olarak İtalya Ligindeydi. Kalecileri ülkenin efsane kulüplerinden Penarol’dan 30 yaşındaki Fernando Alvez ve teknik direktörleri ise her zaman olduğu gibi Oscar Washington Tabarez’di ?

Karşılaşma oldukça çekişmeli geçmiş ve 0-0 sonuçlanmıştı. Grubun diğer karşılaşmasında ise Belçika, Güney Kore’yi Marc DeGryse ve Michel de Wolf’un golleri ile 2-0’la geçerken kalelerinde bir başka efsane 31 yaşındaki Michel Preud’homme oynamıştı. Belçika Ligi ve özellikle o dönem yükselişte olan KV Mechelen kulübü oyuncuları ağırlıklı bir kadro ile mücadele eden Belçika’nın başında ise 1976’dan beri milli takımda olan ünlü Guy Thys vardı. Henüz profesyonel bir yapılanması olduğu söylenemeyecek Güney Kore ise genellikle üniversite takımları oyuncularundan oluşuyordu ve kalelerinde kariyeri boyunca 51 kez milli takım kalesini koruyacak olan 28 yaşındaki In-Young Choi vardı.

***

Son grup olan F Grubunda Mısır, İngiltere, İrlanda Cumhuriyeti ve Hollanda’nın arasına düşmüştü. Zaten adı Dünya Kupası olan turnuvada 24 takımdan 14’ünün Avrupalı olduğunu düşününce gruplardan ikisinde 3 tane Avrupalı olması gerekiyordu.

Gruptaki ilk karşılaşmada İngiltere ve İrlanda Cumhuriyeti karşılaştı. Hem İngiltere hem İrlanda’da 11’den 8’er oyuncu yani sahadaki toplam 16 oyuncu İngiltere Ligindendi. Yedek girenlerle bu sayı 19’a çıkıyordu. İngiltere’den 2 oyuncu Glasgow Rangers, İrlanda’dan 2 oyuncu Celtic’dendi. Sadece İngiltere’de Marsilya’dan Chris Waddle ve İrlanda’da Real Sociedad’dan John Aldridge kıta Avupasında kariyerine devam ediyordu. O gün sahada yer alan 25 oyuncu içinde en çok temsilciye sahip olan ise 5 kişi ile Liverpool’du.

İngiltere kalecisi 40 yaşındaki efsane Peter Shilton kariyeri boyunca 125 kez milli takım forması  1987’den beri Derby County’deydi; daha önce 1966’dan itibaren Leicester City, Stoke City, Nottingham Forest ve Southampton’da oynamıştı. İrlanda kalecisi 30 yaşındaki Pat Bonner, rakibi gibi Leicester City alt yapısından yetişmeydi ve 1978’den bu yana Celtic’deydi. O da kariyeri boyunca 76 kez milli takım forması giydi.

Teknik direktörlerin ikisi de İngilizdi. İngiltere’nin başında Bobby Robson ve İrlanda’nın başında ise Jack Charlton. Her ikisi de eski ünlü futbolculardı ve aralarında sadece 2 yaş vardı; hemen hemen aynı dönemlerde oynamışlardı. Robson 18 yıllık kariyeri boyunca Fulham ve West Bromwich Albion’da oynadı ve 1958 Dünya Kupası’ndan itibaren 1960’ların ilk yarısında 20 kez milli takım forması giydi. Charlton ise 21 yıllık kariyeri boyunca Leeds United’da oynadı ve 1960’ların ikinci yarısında 35 kez milli takım forması giyerken ikisi aynı yaşlarda olmasına rağmen milli takımda hiç birlikte oynamadılar.

Karşılaşma Spurs’lu Gary Lineker ve Everton’lı Sheedy’nin golleriyle 1-1 berabere tamamlandı.

Gruptaki diğer iki takıma sonra değineceğim…

***

F Grubundaki ikinci karşılaşmada Hollanda ve Mısır karşı karşıya gelirken Hollanda milli takımının kalesinde yine eski bir İngiltere ligi oyuncusu PSV Eindhoven’lı Hans van Breukelen vardı. 33 yaşındaki tecrübeli kalecinin yanı sıra başka PSV’den van Aaarle ve Vanenburg sahadaydı. Milan’da PSV ile aynı sayıda oyuncuyu Hollanda milli takımına vermişti: Rijkaard, Gullit ve van Basten. Belçika Liginden Anderlecht’ten van Tiggelen ile Mechelen’den Rutjes ve Erwin Koeman vardı. Erwin Koeman’ın kardeşi Barcelona’dan Ronald Koeman ile Ajax’dan Wouters onbiri tamamlıyordu. Teknik direktörleri Leo Beenhakker’di.

Mısır’da ise ülkenin iki önemli kulübü El Zamalek ve El Ahly toplamda 9 oyuncu ile sahadaydılar ki bunlardan birisi de kaleci El Ahly’li Ahmed Shoubeir’di. 29 yaşındaki kaleci bütün kariyeri boyunca aynı kulüpte oynadı ve 1984’den 1996’ya 107 kez mili takım forması giydi. Birçok kez ülkesinde ve Afrika çapında ödülü olan Shoubeir gibi Mısır karosundaki birçok oyuncu bütün kariyerlerini aynı kulüpte geçirirken bunun belki tek istisnası Hassan kardeşlerdi. Onlara tek dememizin bir sebebi de savunmadaki İbrahim Hassan ve forvetteki Hüssam Hassan’ın ikiz olmalarıydı. 23 yaşındaki Al Ahly’yi kardeşler kupa sonrası önce PAOK’a sonra da Neuchatel Xamax’a giderek diğer Mısırlı oyunculardan farklı bir kariyer çizdiler. Alexandria’da El Kass ve Portekiz’in Beira Mar takımında Abdelghani onbiri tamamlıyordu. Bu onbirin ortak özelliği ise kariyeri boyunca en az milli formayı giyenin bile 80 kez giymiş olmasıydı.

Hollanda’nın golünü ikinci yarının başında oyuna giren PSV’li Wim Kieft atarken assisti van Basten yapmıştı. Mısır’ın golü karşılaşmanın sonlarında penaltıdan Abdelghani’den geldi. Penaltılarda olduça başarılı olan van Breukelen bu sefer başarılı olamadı. Görselde van Basten birçok Mısırlı oyuncu arasında.

***

Turnuvada gruplardaki ilk karşılaşmalarla takımları hatırladık ya da izlemeyenler için de takımları tanıdık. Bundan sonra gruplarda en dikkat çekici karşılaşmayı ve kimlerin ikinci tura yükseldiğini hatırlayarak devam edelim.

A Grubunda son karşılaşmalara gelindiğinde her iki karşılaşmasını da kazanan İtalya ve Çekoslovakya üst turu garantilerken diğer iki takım olan Avusturya (ülkemizin eleme grubundan gelmişti) ve ABD’nin tur için hiç şansı kalmamıştı. İtalya ile Çekoslovakya grup birinciliği için oynayacaktı.

İtalya, 4 Internazionale ve 3 AC Milan oyuncusu ile sahadaydı. Intenazionale’den kaptan Giuseppe Bergomi henüz 26 yaşındaydı ve 1982 Dünya Kupası’nda da oynamış bir oyuncuydu. Kalelerinde ise o gün sahadaki takımın en yaşlısı 30 yaşındaki Walter Zenga vardı. Diğer Internazionale oyuncuları ise Feri ve Berti’ydi. Milan’dan Baresi, Maldini, Donadoni vardı. Teknik direktör Azeglio Vicini savunmayı bu iki kulüpten oluşturken ön tarafta rotasyon uygulayan bir hocaydı ve o gün de Milanolu 7 oyuncu dışında sahaya çıkardığı diğer oyuncular De Napoli (Napoli), Giannini (Roma), Baggio (Fiorentina) ve Schilacci (Juventus) şeklindeydi.

Birleşik olarak son Dünya Kupası’nı yaşayan Çekoslovakya’da ise 28 yaşındaki kaleci Jan Stejkal ve kaptan 26 yaşındaki Ivan Hasek de dahil 5 oyuncu Sparta Prag’dandı. Diğerleri Bileki Nemecek ve Skuhravy’di. Teknik direktör Josef Venglos üç karşılaşmada da rotasyon uygulamıştı ve bu karşılaşmada da Çekoslovakya’da futbol hayatına devam eden oyuncular ağırlıklı bir kadro çıkarmıştı. Takımdaki bir isimden ayrıca bahsetmek gerekirse ki o da 1964 doğumlu Vladimir Weiss, o sırada Inter Bratislava forması giyiyordu. Onun babası 1939 doğumlu Vladimir Weiss da Inter Bratislava ve Çekoslovakya forması giymişti oğlu 3.Vladimir Weiss ise 1989 doğumlu ve o da futbola Inter Bratislava’da başladı ve Slovakya forması giydi.

Karşılaşmayı İtalya, her iki yarıda Schilacci ve görüntüdeki Baggio’nun golleriyle 2-0 kazanarak grubu hiç gol yemeden birinci olarak tamamladı. Baggio’nun golünün videosunu da Hikayeler’de bulabilirsiniz.

***

B Grubunun kalan karşılaşmalarında birçok ilginç durum yaşandı ama en önemlisi belki de turnuvanın gidişatını değiştiren bir sakatlanmaydı. Arjantin bir önceki kupadaki şampiyonluk sırasında kalesinde olan tecrübeli kaleci Nery Pumpido, Sovyetler Birliği ile oynanan karşılaşmanın 11.dakikasında ağır bir sakatlık geçirerek yerini 26 yaşında olan Sergio Goycoechea’ya bırakmasıydı. Kolombiya’nın Millonarios takımımın kalecisi olan Goycoechea, 26 yaşındaydı ve daha önce 1987 yılında bir kez İtalya ile oynanan bir karşılaşmada milli takım kalesine geçmişti.

Arjantin, o karşılaşmada Sovyerler Birliği’ni 2-0 ile geçerken golleri Lazio’lu Troglio ve Nantes’lı Burruchaga kaydetti. Sovyet kalesinde ise efsane Dasaev yerine Dinamo Moskova’lı Aleksandr Uvarov oynadı. Gruptaki diğer karşılaşmada ise Kamerun, Romanya’yı da 2-1 ile geçerek 2.Turu garantiledi. İlk karşılaşmada olduğu gibi sonradan oyuna giren ve o sıralar Fransa’nın Saint-Pierroise kulübünde oynayan 38 yaşındaki Roger Milla  son 15 dakikada takımının 2 golünü kaydetmişti. Romanya’nın golü de yine sonradan oyuna giren Gavrila Balint’den gelmişti.

Gruptaki son karşılaşmalarda turu garantileyen ile elene Sovyetler Birliği karşı karşıya geldi. İki takım da rotasyon yapmamıştı ancak Kamerun’un bir motivasyon sıkıntısı yaşadığı ortadaydı. 4-0’lık galibiyet ile Sovyerler hayal kırıklığı olan kupaya iyi bir şekilde veda etti. Kamerun teknik direktörü de bir Sovyet’ti: Daha sonra ülkemizde Ankaragücü ve Gençlerbirliği’ni de çalıştıran, ülkesinde de daha çok Özbek ve Türkmen takımlarını çalıştırmış olan Valeri Nepomniachi.

Her ikisi de Kamerun’a kaybeden ve yine her ikisi de Sovyerler Birliği’ni yenen Arjantin ve Romanya’dan biirisi bu şartlarda kazansa grup birincisi olacakken onlar Pedro Monzon (Independiente) ve Gavrila Balint’in golleriyle 1-1 berabere kaldı ve her ikisi de yine de tur atladı.

***

C ve D Gruplarında aslında en önemli sürpriz ilk karşılaşmada İskoçya’yı 1-0 yenen Kosta Rika’nın sadece Brezilya’ya 1-0 kaybedip İsveç’i de 2-1 yenerek grubunda ikinci olmasıydı. Brezilya 3 karşılaşmayı da tek farkla kazanırken çok da güçlü olmayan bir grupta biraz zorlanmıştı. İskoçya da iki karşılaşmasını kaybedip İsveç’i 2-1 yenmesine rağmen en iyi üçüncüler arasında yer alamazken İsveç her üç karşılaşmayı da 2-1 kaybetmişti. Zaten grupta üç karşılaşma 1-0 ve üç karşılaşma 2-1 tamamlanmıştı.

Diğer grupta ise Federal Almanya, ilk karşılaşmadaki farklı Yugoslavya galibiyetinden sonra Birleşik Arap Emirlikleri’ne de 5 gol atmıştı. Yugoslavya ise Kolombiya’yı 1-0 ile geçtikten sonra onlar da grubun averaj takımı Birleşik Arap Emirlikleri’ne 4 gol atmışlardı. Kolombiya, diğer iki karşılaşmada gol olup yağan Federal Almanya’dan 1-1’lik beraberliği elde etmeyi başararak kendisine en iyi üçüncüler arasında yer buldu. O karşılaşmada Almanlar sonradan oyuna giren Pierre Littbarski’nin 88.dakikadaki golüyle 1-0 öne geçerken asist Rudi Völler’den gelmişti. Kolombiyalılar 90+2 de kaptan Carlos Valderrama’nın asistiyle Fredy Rincon’un golüyle beraberliğe ulaşmıştı. Baraj karşılaşması ile kupaya gelen Kolombiya grup üçüncüsü olarak da kendini 2.Tura atmıştı.

Karşılaşmadan bir an… Kolombiya’dan Nacional Medellin takımından Rene Higuita, Leonel Alvarez ve Montpellier’den kaptan Carlos Valderrama ile Federal Almanya’dan Internazionale’den kaptan Lothar Matthäus ile Jurgen Klinsmann ve hakem Kuzey İrlandalı Alan Snoddy pozisyonun içinde. Çılgın kaleci Higuita yine yerinde duramıyor ?

***

E Grubunda İspanya, Uruguay ile berabere kaldıktan sonra önce Güney Kore’yi 3-1, sonra da Belçika’yı 2-1 mağlup etti. Güney Kore karşılaşmasında Real Madrid’den Michel attığı 3 golle yıldızlaşmıştı. Aynı Michel, Belçika karşılaşmasında penaltıdan bir gol atarken diğer golün de asistini yaparak İspanya’nın grupta attığı 5 golde de doğrudan katkı sağlamıştı. Belçika ise Uruguay’ı 3-1 mağlup ederek grup ikinciliğini elde etti. Uruguay, Güney Kore’yi 1-0 yenerek en iyi üçüncüler arasında yer aldı. Güney Kore ise üç karşılaşmasını da kaybedip 1 gol atıp 6 gol yiyerek evine döndü. Grubu 28 yaşındaki Andoni Zubizarreta kalesinde 2 gol, 31 yaşındaki Michel Preud’homme 3 gol , 30 yaşındaki Fernando Alvez 3 gol, 28 yaşındaki In-Young Choi 6 gol görerek tamamlamıştı.

F Grubunda ise altı karşılaşmadan beş tanesi berabere biterken sadece İngiltere, Mısır’ı 1-0 yenmişti. Hollanda ve İrlanda üç karşılaşmalarını da berabere bitirmiş her ikisi de 2 gol atıp 2 gol yemişlerdi ve İrlanda kura ile grup ikincisi olurken Hollanda en iyi üçüncüler arasında yer alarak tur atlamıştı. Gruptaki 6 karşılaşmada sadece 7 gol atılırken toplamda 2 gol atan bir oyuncu çıkmamıştı. Oldukça kıdemli kaleciler olan grubu 40 yaşındaki Peter Shilton kalesinde 1 gol, 33 yaşındaki Hans van Breukelen ile 30 yaşındaki Pat Bonner ve Ahmed Shoubeir 2 gol görerek tamamlamıştı.

Tur atlayan 16 takım belirlenirken gruplarda yer alan 24 kaleci içinde en kıdemlisi 40 yaşındaki Peter Shilton olurken en genci de 21 yaşındaki Tony Meola’ydı. Kalecilerin genel yaş ortalaması ise 29’du. 15 kaleci 30 ve üstü yaştaydı ki 6 kaleci 30 yaşındaydı. En az gol olan F Grubu kalecileri 33 yaş ortalamasına sahipken en çok gol olan D Grubu (28 yaşındaki Ivkovic, 25 yaşındaki Faraj, 23 yaşındaki Illgner ve Higuita) 25 yaş ile uzak ara en genç ortalamaya sahip gruptu. Tabii bu grupta çok gol olmasının en önemli sebebi BAE takımıydı. 32.5 yaş gibi yüksek bir ortalama ile başlayan B Grubunun ortalamasını daha sonra 26 yaşındaki Goycoechea 31’e düşürdü.

İKİNCİ TUR

İtalya 90’da ilk turda takımların hepsini detaylı bir şekilde hatırladık veya tanıdık. İkinci turdan itibaren eleme usulü oynanan kupada 16 takım ilk turdaki performanslarına göre eşleştiler ve bazı eşleşmeler de başta beklenilenin dışında gerçekleşti:

Federal Almanya-Hollanda ya da Brezilya-Arjantin gibi. Avrupa Şampiyonu olarak gelen Hollanda, ikinci yarıda Klinsmann ve Brehme’nin gollerine son dakikada Koeman’ın penaltı golü ile cevap verebilmişti. Karşılaşmanın 22.dakikasında Rijkaard ve Voller arasında çıkan olayla iki takım da on kişi kalmışlardı. Arjantin ise son dakilarda Maradona’nın asisti ve Caniggia’nın golüyle 1-0 galip gelmişti.

Ev sahibi İtalya, Uruguay’ı Schillaci ve Serena’nın golleriyle 2-0 yenerken Çekoslovakya, Kosta Rika’yı 4-1 ile geçerek onların rüyalarına son vermişti. Diğer dört karşılaşma uzatmaya giderken bunlardan sadece bir tanesi penaltılarla sonuçlandı. Turnuvanın en iyi savunma yapan takımlarından İrlanda aynı direnci Romanya’ya da göstermiş ve 0-0 sonunda penaltılarda 5-4 galip gelmişti. Penaltı kaçıran tek oyuncu Daniel Timofte oldu. İngiltere, Belçika’yı 119.dakikada David Platt’ın golüyle geçerken Yugoslavya da İspanya’yı Stojkovic’in birisi ikinci yarıda birisi de uzatmalarda iki golüyle 2-1 ile geçti.

Turnuvanın yıldızlarından Kamerun, normal süresi ve uzatmanın ilk yarısı 0-0 biten karşılaşmanın sonrada oyuna girip çok şey yapan 38 yaşındaki yıldızı Roger Milla ile 2 gol buldu ve Kolombiya yine sonradan oyuna giren Redin ile verdiği cevap yeterli kalmadı.

ÇEYREK FİNAL

İtalya 90’da çeyrek final ikinci turun aksine favorilerin oldukça net olduğu eşleşmelere sahipti; ancak yine de bütün karşılaşmalar çok zorlu geçti. Ev sahibi İtalya, İrlanda’yı bu sefer yedek değil de onbirde başlayan golcüsü Schillaci’nin ilk yarıdaki golü ile 1-0 yenerken Zenga, 5 karşılaşma sonunda hala gol yememişti. Federal Almanya da kaptan Matthaus’un yine ilk yarıdaki penaltı golüyle komşusu Çekoslovakya’yı 1-0 ile geçmişti.

Diğer iki çeyrek final ise normal sürede tamamlanmadı vebirisi de penaltılara gitti. İngiltere ile Kamerun karşı karşıya geldi  ve İngilizler ilk yarıyı David Platt’ın golüyle 1-0 önde kapattı. Kamerun ikinci yarıdaki coşkulu oyununun karşılığını devrenin ortalarında iki golle aldı. Penaltıdan Kunde ve sonradan oyuna giren oyuncularından Milla’nın pasıyla Ekeke’nin golleriyle 2-1 öne geçen Kamerun artık yarı finale çok yaklaşmıştı. Ancak son dakikalarda Lineker’in penaltı golü ile karşılaşma uzatmalar gitti. Uzatmalarda Lineker bir penaltıyı golü daha kaydetti ve tarihte ilk kez bir Afrika takımı yarı final oynama fırsatına çok yaklaşmışken rüya son buldu. İki efsane kaleciden Shilton yola devam ederken N’Kono kupaya veda ediyordu; ancak kupadaki performansı ile Buffon başta olmak üzere birçok genç ve çocuğa ilham kaynağı olmuştu.

Dördüncü çeyrek finalde ise Arjantin ile Yugoslavya karşı karşıya gelirken normal süre ve uzatmalarda gol gelmiyor ve iş penaltılara kalıyordu. O ana kadar turnuvada oyun içinde kalesinde sadece bir gol gören Goycoechea, bu başarısını penaltılara taşıyor ve Arjantin yarı finale yükselmeyi başarıyordu.

YARI FİNAL

İtalya 90’da ilk yarı finalde ev sahibi İtalya son şampiyon Arjantin ile karşılaştı. 5 karşılaşmada İtalya o ana kadar kalesinde gol görmezken bu sayı Arjantin için de sadece ikiydi ki bunlardan sadece birisi Goycoechea kaledeykendi. İtalya turnuvanın yıldızlarından Salvatore Schillaci’nin golüyle ilk yarıyı 1-0 önde kapatırken ikinci yarıda bir başka yıldız Claudio Caniggia kaleci Walter Zenga’yı altıncı karşılaşmada ilk mağlup eden oyuncu olarak tarihe geçiyordu. Normal sürenin kalan dakikalarında ve uzatmalarda başka gol olmayınca penaltılara gidiliyor ve Arjantin yine penaltılarda oyuncularının hem atarken hem tutarken gösterdiği üstün performansla ikinci kez üst üste finale çıktı.

Diğer yarı finalde ise iki ezeli rakip Federal Almanya ile İngiltere karşı karşıya gelirken o ana kadar kalelerinde Bodo Illgner 4, Peter Shilton 3 gol görmüştü. İkinci yarının başlarında turnuvanın sürpriz golcülerinden Andreas Brehme’nin golüyle Federal Almanlar 1-0 öne geçerken son dakikalarda İngilizler golcüsü Gary Lineker ile beraberliği yakalıyordu. Uzatmalarda başka gol olmayınca penaltılarda daha iyi performans gösteren Federal Almanlar üst üste ikinci kez finalde Arjantin’in rakibi oluyordu.

FİNAL VE GENEL DEĞERLENDİRME

İtalya 90’da finalde Arjantin’le Federal Almanya karşı karşıya geldi. Golsüz bitme ihtimali yüksek olan mücadelede penaltılara gidilmesi beklenirken 85.dakikada bir penaltı herşeyi değiştirdi. Topun başına kupanın en iyi oyuncularından birisi olan Andreas Brehme geldi ve köşeden ağları buldu, penaltı canavarı Goycoechea’yı aşmıştı.

Kupalara hep önem verdik, veriyoruz da bu karşılaşma başına gol sayısında 2.21 ile dünya kupaları içinde en düşük ortalamaya sahip olan ve galibiyete iki puanlı sistemin uygulandığı son dünya kupası olan bu kupanın esas önemi neydi?

İtalya 90, Federal Almanya, Sovyetler Birliği, Yugoslavya ve Çekoslovakya’yı son kez izlediğimiz bir kupaydı. Federal Almanya’nın başarılarını söylemeye zaten gerek yok ama Dünya Kupalarında final de dahil genelde en az çeyrek final olarak hep en üst seviyede yer alan ve Avrupa Şampiyonalarında 1960-88 arasında 8 finalden 6’sında yer alan üç futbol ekolü bölünerek tarihe karışırken Federal Almanya bir birleşme yaşayacaktı.

Bu üç ülkeyle birlikte bütün Doğu Blogunun yıkılmasının bir başka anlamı daha olacaktı. Bu ülkelerin oyuncuları daha önce 28 yaşını doldurmadan ülke dışında bir kulüpte oynayamıyordu. Artık bu kural da tarihe karıştığı için bu ülke kulüplerinin genç yetenekleri paralı batılı kulüplerine koşacak ve doğu kulüplerinin Avrupa Kupalarında başarılı olma ihtimali yok denecek kadar az olacaktı.

Dünyanın genelini etkileyecek çok daha büyük değişiklikler de yakındı. 1990 yılında Belçikalı futbolcu Jean Marc Bosman’ın Avrupa Birliği’nde ve hatta dünyanın genelinde bütün transferleri etkileyecek dava süreci başlamıştı. Bunun dışında  Premier League’in ve Champions League’in kurulmasına da 2 yıldan az bir süre vardı. Bu sebeple İtalya 1990 bir dönemin sonu olması itibariyle bir dünya kupasının ötesinde bir anlama sahipti, futbolda endüstriyelleşmenin çok ağır bir şekilde başlayacağı günlere gelinmişti.

İleride yeni dönemleri de anlatacağız tabii geçmişe dönmeye de devam edeceğiz, ama İtalya 90’da Borsada Futbol’dan önce son çıkış olduğunu hatırlamakta fayda var.